Suudi Arabistan’ın Lübnan tutumu neden yumuşadı?

Lübnan yaklaşık 5 aydır Körfez’deki Arap ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan‘la sekteye uğrayan ilişkilerini düzeltmek için çabalıyor.

İsrail ve Suriye’ye komşu küçük Arap ülkesi Lübnan’ın diğer bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerinin bozulmasına, uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra Lübnan Enformasyon Bakanı George Kardahi’nin bir televizyon programında Yemen savaşıyla ilgili açıklamaları sebep oldu.

Suudi Arabistan yönetimi, Kardahi’nin Yemen savaşıyla ilgili eleştirel sözlerinden sonra Beyrut’taki Büyükelçisi Velid el-Buhari’yi çekme kararı aldı. Körfez’deki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Kuveyt de Suudi Arabistan’dan sonra Beyrut’taki büyükelçilerini çekti.

Riyad yönetimi, Büyükelçisi Buhari’yi geri çekmenin yanında Lübnan’dan ithalatı durdurarak pazarını Lübnan ürünlerine kapattı.

Bunun üzerine Lübnanlı Bakan Kardahi, 3 Aralık 2021’de görevinden istifa etti ancak buna rağmen ilişkiler düzelmedi.

Kuveyt, Ocak 2022’de Lübnan ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi için Körfez yönetimlerinin taleplerini Beyrut’a ileten bir girişim başlattı.

Birkaç yıldır tarihinin en büyük ekonomik kriziyle boğuşan Lübnan, yerel para birimindeki rekor değer kaybının yanı sıra ilaç ve akaryakıt gibi temel ürünleri temin etmekte zorluklar çekiyor.

Mikati’nin açıklamaları memnuniyetle karşılandı

Lübnan Başbakanı Necib Mikati, 21 Mart’ta yaptığı yazılı açıklamada, KİK ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmeye kararlı olduklarını vurguladı.

Suudi Arabistan ve Körfez’deki diğer Arap ülkelerine karşı olabilecek her türlü siyasi, askeri ve medyatik etkinliğe son verilmesi gerektiğini belirten Mikati, Kuveyt girişiminde yer alan maddelere de bağlılıklarını teyit etti.

Bu adıma kadar Lübnan’ın çağrılarını dikkate almayan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Mikati’nin açıklamasındaki “olumlu noktaları” memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.

Mikati’nin açıklamasından duyduğu memnuniyetini açıklayan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da Lübnan’ın güven, istikrar ve kalkınmasına katkı sağlayacak olumlu adımların devamını beklediklerini kaydetti.

Suudi Arabistan ve Kuveyt’in Beyrut yönetimi ile buzları eritmeye yönelik beyanlarından sonra yeni açıklamada bulunan Lübnan Başbakanı Mikati, “Lübnan ve kardeş Körfez ülkeleri ilişkilerindeki çatlak kısa süre içerisinde ortadan kalkacaktır.” dedi.

Körfez ülkelerinin Lübnan’a tutumunun yumuşadığına ilişkin açıklamalara rağmen bugüne kadar Mikati’nin bölge ülkelerinden birine ziyaretiyle ilgili bir duyuru olmadı.

Gelişmeleri AA muhabirine değerlendiren Lübnanlı uzmanlar, Suudi Arabistan’ın tutumundaki yumuşamayı Lübnan’daki genel seçimlerin yanı sıra ABD’nin İran ile nükleer anlaşma müzakereleri ve Yemen krizi bağlamında yorumladı.

“Hizbullah tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyordu”

Lübnanlı siyaset uzmanı Mahir el-Hatib, aslında Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı sergilediği tutumun gerekçelerinin giderilmediğine işaret ederek, “Lübnan’daki ana akım (Hizbullah) ise tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyordu.” dedi.

Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’deki Arap yönetimleri, İran’ın ülkedeki müttefiki Hizbullah üzerinden Lübnan devlet kurumlarını ele geçirdiği suçlamasında bulunuyor. Tahran yönetimi ise bu yöndeki iddiaları yalanlıyor.

Siyaset uzmanı Mihail Avad da Riyad yönetiminin Lübnan’a yönelik attığı adımları kendi sınırlarındaki sorunlara çözüm bulma girişimi olarak yorumladı.

Suudi Arabistan’ın, Yemen’deki İran destekli Husilerin tansiyonu düşürmesi için Lübnanlı siyasi güçlerin Hizbullah’a baskı yapmasını hedeflediği değerlendirmesinde bulunan Avad, “Ancak bunların bir faydası olmadı. Bilakis hem Yemen’deki Husiler hem de Hizbullah tansiyonu yükseltmeye devam etti.” diye konuştu.

Suudi Arabistan’ın yumuşamasının sebepleri

Lübnanlı siyasi analist Johny Muneyyer ise Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı tutumunu yumuşatmasına ilişkin şunları söyledi:

“Suudi Arabistan’ın tutumundaki yumuşamanın birkaç sebebi vardır. Bu sebeplerin başında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Aralık 2021’de Suudi Arabistan’a ziyareti sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşerek başlattığı çabaların sonuç vermesi geliyor.”

Macron, aralıkta Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretin ardından Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde Veliaht Prens Bin Selman ile Lübnan Başbakanı Necib Mikati’nin telefonda görüşmesini sağladığını duyurmuştu. Macron, söz konusu telefon görüşmesinin Suudi Arabistan ve Lübnan arasındaki krizin çözümü bağlamında gerçekleştiğine dikkati çekmişti.

Fransız basınında o dönemde çıkan haberlerde de Macron ile Bin Selman’ın, Cidde kentindeki buluşmasında Lübnan için ortak bir girişimin temelini attığı kaydedildi, ancak detaylara ilişkin bilgi verilmedi.

Macron ise Cidde’den ayrılmadan önce “Suudi Arabistan ve Fransa, tehlikeli diplomatik krizden sonra Beyrut ile Riyad arasındaki ilişkilerin yeniden inşası için çalışmak istiyor.” dedi.

Lübnanlı uzmanlar Hatib ve Muneyyer, ABD’nin İran ile nükleer anlaşma müzakerelerinde imza atma sürecine yaklaşmasını da Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı yumuşamasında etkili bir faktör olarak görüyor.

ABD ve İran’ın yanı sıra 5 ülkeden diplomatlar, Washington yönetiminin 2018’de tek taraflı olarak çekildiği İran’ın nükleer programına sınır getirme anlaşmasını yeniden hayata geçirmek üzere Tahran’a karşı yaptırımları kaldırmayı hedefleyen diyalog sürecini yürütüyor.

Suudi Arabistan yönetiminin Lübnan içindeki dengeler için tutumunda yumuşadığını söyleyen Muneyyer, özellikle Müstakbel Hareketi lideri Saad el-Hariri’nin siyasi çalışmalarını askıya almasının ardından Sünniler adına siyasette ciddi bir boşluğun olduğuna işaret etti.

Hariri, Ocak 2022’de siyasi çalışmalarını askıya aldığını ve gelecek dönem seçimlerinde adaylığını koymayacağını açıklamıştı.

Muneyyer’in aksine Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı yumuşamasının ülkedeki iç dengelerle bağlantısı olmadığını savunan Hatib ise, “Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı yumuşaması, 15 Mayıs’ta gerçekleşmesi beklenen seçimlere adaylık sürecinin sona ermesinin ardından oluştu. Bu da Suudi Arabistan’ın bu alanda ciddi bir etkisinin olmayacağı anlamına geliyor.” dedi.

Siyaset uzmanı Avad da Suudi Arabistan’ın Lübnan sahasına dönmesiyle ülke içindeki dengelerin ciddi anlamda etkilenmeyeceği kanaatini dile getirdi.

Beklenen senaryolar

Suudi Arabistan tutumundaki yumuşamanın birkaç senaryoya kapı araladığını söyleyen Hatib, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birincisi bu yumuşama, Suudi Arabistan-Lübnan arasında bir mutabakata varılmasına yol açabilir. Bu da yeni bir dönemin başlamasıyla ekonomik düzeyde olumlu gelişmelere yol açar. İkinci senaryo ise Suudi Arabistan’ın dönüşü karşı tarafa (Hizbullah) cephe açmanın hazırlığı olabilir. Bununla da Lübnan daha tehlikeli durumlara düşebilir.”

Mayıs ayındaki genel seçimlerden sonra Lübnan’da yönetim şeklini değiştirme yönünde bir sürecin başlayabileceğine dikkati çeken Muneyyer ise, bu durumda tıpkı Taif Antlaşması’nda olduğu gibi Suudi Arabistan’ın varlığını göstermesi gerektiğini vurguladı.

Ülkede 1975-1990 yıllarında yaşanan iç savaş, Suudi Arabistan’ın Taif kentinde varılan antlaşmayla son bulmuştu.

Taif Antlaşması’ndan sonra 2005’e kadar Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki siyasi ve finansal rolü büyüdü. Suudi Arabistan özellikle Sünni siyasetçi Refik Hariri’nin 1992’den suikasta kurban gittiği 2005’e kadar başbakanlık yaptığı dönemde etkinliğini artırdı.

Son gelişmelerin ardından bugünlerde Körfez’deki Arap yönetimleri ile Beyrut hükümeti arasındaki ilişkilerin normale dönmesi bekleniyor. Bu yakınlaşmanın, büyük bir ekonomik krizin pençesindeki Lübnan’a olumlu yansımaları da öngörülüyor.

Related Posts

Bir cevap yazın