Küresel ekonomide enflasyon çıkmazı: Bir psikolojik savaş mücadelesi

“Bir ekonomideki mal ve hizmetlerin fiyatlarında gözlenen sürekli artışı” ifade eden enflasyonun oluşmasında “talep” ve “arz” kaynaklı faktörler ilk sıralarda gösterilse de bu iki olgunun enflasyonu açıklamada tek başına yeterli olmadığı, beklentilerin yönetilmesinin önemli bir paya sahip bulunduğu görüldü.

Bu kapsamda, özellikle 1980 sonrası enflasyon oluşumuna ilişkin yapılan araştırmalarda, üretici ve tüketicilerin geleceğe yönelik fiyat beklentilerinin ölçülmesine ağırlık verildi.

Günümüze gelindiğinde, bir gelişmekte olan ülke problemi olarak nitelendirilen yüksek enflasyonun dünyanın birçok ülkesine yayıldığı görülüyor. Küresel çapta yüksek enflasyonist ortamın oluşmasında ertelenmiş talebin öne çekilmesi önemli bir etken olarak gösterilirken, mevcutta tedarik zincirlerindeki aksaklık ve savaş sonrası artan maliyet kaynaklı baskılar ağırlık kazandı.

Salgın şoku henüz atlatılamadan ortaya çıkan savaşın belirsizlikleri artırması ile zorlu bir süreçten geçen bireylerin enflasyon beklentileri de yönetilemez hale geldi. Artan enerji ve gıda maliyetleri enflasyonist kaygıları körüklerken, teşvike ihtiyaç duyan küresel büyümenin seyri merkez bankalarının mücadele gücünü azalttı.

İletişim politikalarına güvenin de erozyona uğradığı bu süreçte, enflasyon beklentilerinde geçmiş rakamlara duyarlılık arttı, kırılması zor ve meşakkatli bir kısır döngüye girildi.

 

Enflasyon ataletinin kırılmasında, fiyat artışlarını düşürmek için atılan adımların ve sözle yönlendirmelerin verdiği güven kritik bir rol üstleniyor. Atılan adımların etkili olabilmesi açısından toplum genelinde davranışsal dönüşümün gerçekleşmesi de önem taşırken, yapısal politikaların yanı sıra iletişim kanallarının güçlendirilmesi kritik rol üstleniyor.

Psikolojik enflasyon ve atalet

Salgın sonrası yaşanan gelişmelere bakıldığında, maliyet unsurları kontrol altına alınsa bile enflasyon sarmalından çıkışın psikolojinin yönetilmesi ve ataletin kırılmasıyla kalıcı olabileceği değerlendiriliyor.

Psikolojik enflasyon, uzun yıllar boyunca “yüksek enflasyonist ortamda yaşayan toplumun kafasında oluşan oran” şeklinde açıklanırken, ekonomideki aktörler gelecekte enflasyonun düşmesine inanmadığından bütün alım ve satım planlarını bu varsayım doğrultusunda yapıyor. Bu da aslında enflasyon ataletini pekiştiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

“Eylemsizlik ve tembellik hali” olarak tanımlanan atalet kavramı, enflasyon için kullanıldığında “alınan tedbirlere rağmen ekonomideki tüm aktörlerin enflasyon beklentilerini geçmiş döneme dayalı ayarlaması nedeniyle fiyatların bir türlü düşme eğilimine geçmemesi” durumunu ifade ediyor. Bir başka deyişle, uygulanan iktisadi politikalarla enflasyonda kayda değer bir düşüş sağlansa bile yüksek oranları kanıksamış toplumsal hafızanın enflasyonun yeniden yükseleceği fikrini koruyarak harcamalarını planlaması enflasyon ataleti yaratıyor.

Enflasyon ataletinin kırılmasında, fiyat artışlarını düşürmek için atılan adımların ve sözle yönlendirmelerin verdiği güven kritik bir rol üstleniyor. Atılan adımların etkili olabilmesi açısından toplum genelinde davranışsal dönüşümün gerçekleşmesi de önem taşırken, yapısal politikaların yanı sıra iletişim kanallarının güçlendirilmesi kritik rol üstleniyor.

 

Psikolojik enflasyon, uzun yıllar boyunca “yüksek enflasyonist ortamda yaşayan toplumun kafasında oluşan oran” şeklinde açıklanırken, ekonomideki aktörler gelecekte enflasyonun düşmesine inanmadığından bütün alım ve satım planlarını bu varsayım doğrultusunda yapıyor.

Enflasyonda beklenti yönetimi

Beklentiler, fiyatlar ve ücretlerle ilgili tespitlerde dikkate alındığı için yatırım ve tasarruf kararlarında olduğu gibi enflasyonda da belirleyici bir rol üstleniyor. Geleceğe yönelik plan ve kararlar alınırken ortamdaki belirsizliklerin yüksek olması ise beklenti yönetimini güçleştiriyor.

Başlangıçta sadece döviz kuru ve bir dönem önce gerçekleşen enflasyona bakılarak oluşturulan enflasyon beklentilerinde, gelişmiş modellemelerde daha da geçmiş fiyat artışlarının seyri dikkate alınıyor. Bu da aslında yüksek enflasyon tarihine sahip ülkelerde atalet etkisi yaratıyor.

Ekonomistler, toplumun tarihsel geçmişindeki bu rakamlardan kendini soyutlayarak yeni bir beklenti oluşturmasının ve ataleti kırmasının, dış koşullar dengede iken ancak atılacak adımlara ve politikalara yönelik güven unsurunun tesisiyle mümkün olduğunu vurguladı.

Enflasyonda talep ve maliyet eksenli faktörlerin çeşitli parasal ve mali politikalarla kontrol altına alınabileceğini ancak salgın ve savaş gibi zorlu süreçlerden geçilen mevcut ortamda bireylerin beklentilerini yönetmenin çok daha güç olduğunu belirten ekonomistler, bu durumun enflasyonda ataleti güçlendirdiğini ifade etti.

 

Atılan adımların etkili olabilmesi açısından toplum genelinde davranışsal dönüşümün gerçekleşmesi de önem taşırken, yapısal politikaların yanı sıra iletişim kanallarının güçlendirilmesi kritik rol üstleniyor.

Talep enflasyonu

Avrupa’da ilk kez 16. yüzyılda yaşanan ve Türkiye’de 1939 yılında etkisini hissettiren enflasyonda talep etkisi, fiyat artışlarının en sık rastlanan nedeni olarak görülüyor.

Teoride üretim ve ithalat toplamını veren arzın tüketim, yatırım, ihracat ve kamu harcamaları karşılığı olan talebi karşılayamaması durumunda ortaya çıkan talep enflasyonu ile genellikle ekonominin toparlanma sürecine girdiği ve işsizlik oranlarında azalma yaşandığı dönemlerde karşılaşılıyor.

Talep enflasyonu; salgın döneminde eve kapanan tüketicinin ertelenen talebinin, aşılamanın yaygınlaşması ve kısıtlamaların kaldırılması ile serbest kalması sonucu birçok ülkede gözlenen enflasyonun önemli ölçüde kaynağı olarak gösteriliyor.

 

Küresel çapta yüksek enflasyonist ortamın oluşmasında ertelenmiş talebin öne çekilmesi önemli bir etken olarak gösterilirken, mevcutta tedarik zincirlerindeki aksaklık ve savaş sonrası artan maliyet kaynaklı baskılar ağırlık kazandı.

Maliyet enflasyonu

Maliyet enflasyonu, genellikle petrol ve gıda gibi emtia fiyatlarının yükselmesi veya doğal afetler gibi nedenlerle üretim maliyetlerinde artış yaşanması sonucunda ortaya çıkarken, bu tür durumlarda genellikle toplam arzın azaldığı görülüyor. Türkiye’de 2001 yılında ayçiçeği yağı ve zeytinyağında meydana gelen aşırı fiyat artışları da maliyet enflasyonuna örnek olarak gösteriliyor.

Bu enflasyon türünün oluşmasında, firmaların üretimde kullandığı emek, ham madde ve girdi maliyetleri sabit olduğu halde kar amacı güderek fiyatları artırması da etkili oluyor. Bu haliyle maliyet enflasyonunun, psikolojik etmenleri içinde barındırdığı, üretici davranışları ve beklentileri sonucu da ortaya çıktığı biliniyor.

Maliyet enflasyonunun en yakın örneği, salgının ilk ortaya çıkmasıyla birlikte ülke sınırlarının kapatılması ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar sonucu görülürken, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası petrol, enerji ve buğday fiyatlarında gözlenen yükseliş de bu kanaldan gelen baskıları destekledi.

Yapısal enflasyon

Gelişmekte olan ülkelerin uyguladıkları çeşitli programlara rağmen uzun dönemde enflasyondan kurtulamayışları bu ülkelerdeki enflasyonun yapısal olması ile açıklanırken, bu nitelikteki ekonomilerde parasal ücretleri ve fiyatları artırmak kolay, azaltmak ise oldukça zor bir süreç gerektiriyor.

Yapısal faktörler, ilk olarak 1960’lı yıllarda Latin Amerika ülkelerindeki enflasyonu açıklamak üzere ortaya atılırken, 1970’li yıllarda ise Norveç ve İsveç gibi İskandinav ülkelerindeki enflasyonun yapısal özellikleri popüler hale geldi.

Related Posts

Bir cevap yazın

kocaeli escort bursa escort İstanbul escort şişli escort betturkey istanbul escort avrupa yakası escort şirinevler escort beylikdüzü escort avcılar escort güzel mesajlar